| |
Yirminci yüzyılın az sayıdaki karanlık, nihilist
düşünür-yazarlarından Albert Caraco külliyatı, “Kaosun Kutsal
Kitabı”nın ardından “Post Mortem”le devam ediyor.
Caraco'nun en anlaşılır metni olsa da, Eser'in bütünlüğüne dahil:
Son derece yalın, ama aynı ölçüde incelikli, “alengirli”, daima
muhteşem, daima katlanılmaz. Caraco'nun paradokslardan aldığı haz bu
kısa ve otobiyografik metnin her yanından fışkırıyor. Müteveffa
“Sayın Anne”nin ardından yazılan bu metin sevgi ile nefretin
incelikli oyunlarının sergilendiği ender eserlerden biri. Nefretini
açıkça ifade eden Caraco, nevropatça tiksindiği yaşamının kaynağı
olan, doğuran, hadım eden bu “Sayın Anne” figürü karşısında
sevgisini de gözler önüne serer.
Bu
“hayal kırıklığına uğramış hümanist”in, bu “insanlık holocauste'u
tellalı”nın gözünden, tek lütfa değer varlığa, “Sayın Anne”ye
yazılmış bu “kara-lama”, Caraco'nun soğuk nesnelliğiyle gizlemeye
çalıştığı ama bütün ketlenmelerinin ve yaratısının belki de
temellerinde bulunan bir kırılganlığın, acının, en güzel, en lirik
ifadelerindendir.
Bu
yas anlatısı, aynı zamanda, Ezeli Dişi üzerine, her varlığın
içindeki tensel ve tinsel dişi üzerine de bir tefekkürdür.
Her
sayfada tek paragraflık yazı tarzıyla, Caraco, tekrar tekrar okumaya,
düşünmeye ve belki de boşlukları, kâğıdın, yaşamın boşluklarını
doldurmaya ya da bu boşluklara bakabilme cesaretine sahip olmaya
davet ediyor bizi... |