| |
30 Ekim tarihinde ABD'nin eski Savunma Bakanı Donald
Rumsfeld Irak'ta olan bitenle ilgili olarak propaganda savaşında
'düşmanlarının' gerisine düştüklerini ve 'karşı propaganda' birimi kurmaya
karar verdiklerini açıkladı. Uygulamayı kendisi göremedi. Çünkü, ABD'nin
Irak'ta neden olduğu insanlık dışı durumunun mimarlarından Bay Rumsfeld
istifa etmek zorunda kaldı. Karşı propaganda biriminin amacı 'Irak'ta
durumun o kadar da kötü olmadığını' göstermekti. Ancak, Bush yönetimi ve neo
conlar dahil olmak üzere herkes Irak'ın Saddam Hüseyin döneminden daha beter
hale geldiğini biliyordu.
Irak, Afganistan ve Filistin'de olan bitenle ilgili 'güllük gülistanlık
kurgusu'nu bozanların başında ise bir haber kanalı geliyordu: El Cezire.
Öykü 1996 yılında başlamış, Katar Emiri farklı gerekçelerle dünya çapında
bir haber kanalı için yatırım yapmaya karar vermişti. Düğmeye Afganistan
savaşı ile basıldı. El Cezire dünyanın gözünü diktiği tek kanal ve Tayseer
Alluni aylarca Kâbil'den haber veren tek muhabirdi. Taliban'ın görüşünü de
yansıtıyordu ki bu Batılı bazı medya kanaları için 'düşmanın propagandasını
yapmakla' eş anlamlıydı. Çünkü 11 Eylül'den bu yana 'gazetecinin milliyeti
olmaz' şiarı milli kimliklere yenik düşmüştü.
Ardından Filistin'de 2. İntifada patladı. El Cezire, CNN ve BBC'den farklı
haberler vermeye başladı. Zaman zaman kara listeye girse de İsrail'le ilgili
haberleri yorumsuz ve tarafsız yayınlaması Arap dünyasında bir devrimdi.
Irak savaşı ile birlikte dünyanın duymadığı ve görmediğini -belki de görmek
istemediklerini- yayınladı. Ekranda karşı tarafa, saldırıya uğrayanlara,
ötekilere yer veriyordu. El Cezire'nin farkı (El Arabiya'nın da hakkını
teslim etmek lazım) durduğu ve baktığı yerdi. Alternatif olup olmadığı
tartışılabilecek bu kanal Ortadoğu için yeni bir soluktu. Medyanın her zaman
yapması gerekip de yapmadığı; yani olanlara diğer taraftan da bakmak gibi
olağan bir medya kuralını yerine getiriyordu. Bu onu Arap ve dünya
medyasında farklı bir yere oturttu. Belki, Batı medyasına alternatif olarak
değerlendirebileceğimiz El Cezire sadece saldıran değil saldırıya uğrayan
taraftan da bildiriyordu. Ama her şeyden önce Amerikan merkezli ve
oryantalist bir bakış açısına sahip değildi. Irak'ın işgali öncesinde
Türkiye'deki bazı televizyonlarda da olduğu gibi 'Bağdat'ın nasıl
vurulacağı', 'hangi öldürücü silahların kullanılacağı' gibi askeri,
saldırgan ve güçlüden yana bir bakış açısıyla yaklaşmadı olaylara. Askeri
başarı ya da manipülatif haber yerine Arap kentlerinin sokaklarından haber
vermeyi tercih etti. Irakta işgalcilerin gizlediği haberleri ekrana
getiriyor, bu arada öldürülen 'teröristlerin' halktan masum kişiler,
olduğunu öğreniyor, düşen Amerikan helikopterleri, öldürülen Amerikan
askerleri görüntüleri de 'yenilmez armadanın' açıklarını yansıtıyordu bize.
Arapların
eleştirdiği kanal
1996'ya kadar kendileriyle ilgili haberleri daha çok BBC, CNN gibi
uluslararası kanallardan alan Arap dünyası daha sonra TV'lerinin uzaktan
kumandalarına ilk kanal olarak El Cezire'yi yerleştirdiler. En önemi avantaj
tabii ki dildi. Arapça konuşan, anlatan muhabirler, farklı bir açıdan
bakarak seyircinin güvenini kazandı, Arap dünyasını 1950'lerdeki Nasırist
çıkıştan sonra belki ilk kez birbirine yakınlaştırdı. Bu yüzden pan-Arap bir
kanal olmakla eleştirilen El Cezire sadece Arap dünyası değil zamanla Batı
dünyasının da referans kanalı olmaya başladı. El Cezire'yi Irak'ta
yasaklayanlar, daha sonra hedef kitleye hitap etmek için ekrana çıkıp
konuşmak, doğrudan mesaj vermek için doğru kanal olduğunu anladılar.
Yıllardır Arap televizyonlarının resmi propagandalarından ve gösterişli
kutlama törenlerinden bıkan seyirciler Suudi ve Iraklı muhalifler, islami
mezheplerin temsilcileri, sürgündeki komünistlerin seslerini de duymaya
başladı. Bu noktada kanal, totaliter , en küçük muhalif sese bile izin
vermeyen Arap rejimlerinin korkusu haline geldi, tehlikeli bulunmaya
başladı. Öyle ki şu anda El Cezire muhabirleri birçok Arap ülkesinde yasaklı
durumda.
Ladin mi
Bush mu?
El Cezire'nin başarısında tabii ki ABD medyasının taraflı yayını da etkili
oldu. Irak'taki askerlerden 'bizim çocuklar' diye bahsetmek yerine, Hamas'la
Hizbullah'la da konuştu. Ama kanalı asıl gündeme getiren El Kaide lideri
Usame Bin Ladin'in kasetleri oldu. Bu noktada yoğun eleştiri alan El Cezire
'teröre' alet olmakla suçlandı. Kanalın yöneticisi Yousri Fouda şöyle
söyleyecekti: "Ladin kasetleri sadece bizim değil, o gün kimin eline
geçse yayınlanması gerekirdi. Oysa yayınladık diye teröristlerin propaganda
aleti dediler. İşin komik tarafı, bir başka Bin Ladin kasetini 'haber değeri
taşımıyor' gerekçesiyle yayınlamadığımızda, bu sefer de 'neden
yayınlamıyorsunuz' diye suçlandık."
Geçen günlerde İstanbul'da düzenlenen dünyanın önde gelen medya tartışma
platformu NewsXchange toplantısında El Cezire tekrar benzer yönde
eleştiriler alınca Fouda şu yanıtı verdi: "Bin Ladin'i bulmak için
fondaki görüntüleri incelemek yerine sözlerini dikkatle irdeleselerdi bugün
birçok olay engellenebilirdi. Üstelik bize kızanlar sonradan bantları daha
detaylı görmek istiyorlar". Teröre alet olup olmamak tartışması
sürerken forumu yöneten CNN'den Richard Quest salondakilere şu soruyu
yöneltti: "Elimizde iki röportaj imkânı var. Birincisi Bin Ladin,
İkincisi ise Bush. Hangisini seçerdiniz?" İstisnasız herkes oyunu Bin
Ladin'den yana kullandı. ve Quest 'konu kapanmıştır' diyerek tartışmaya
noktayı koydu.
Bu yüzden Filistin'de Hamas, Lübnan'da Hizbullah'a sadece 'terör örgütü'
gözüyle bakan bir anlayışın yayıncılık anlamında artık bölge halkını
yakalaması söz konusu değil. Çünkü bölgedeki her karşı çıkışı terör
parantezine alan Batı merkezli habercilik anlayışına bölgedeki insanların
mesafeli yaklaştığı, farklı bir bakış ve algıya sahip olduklarının hâlâ
farkına varılmış değil. El Cezire'nin bir sırrı da burada yatıyor.
Ancak El Cezire haber kadar önemli bir işlevi daha yerine getirmeye başladı.
Düşünce özgürlüğünün zayıf, tartışma kültürünün daha az olduğu, din, kadın
hakları, seks gibi konuların neredeyse dile getirilemediği bölgede, yapılan
programlar 'devrim' niteliğindeydi. El Cezire, misyonu olmadığı halde
bölgede demokratik tartışma ortamının yaratılması açısından önemli ilk adımı
attı. Bu açıdan sadece medya değil siyasi bir boşluğu doldurduğunu söylemek
abartılı olmaz. Değerlendirmelerin de sadece medya değil, siyasi ve
sosyolojik açıdan yapılması gerekir.
Versus Yayınlarından çıkan El Cezire Olayı-Yeni Arap Medyasına Eleştirel
Persektifler adlı kitap kanalı tüm yönleriyle ele alıyor. Editörlüğünü
Muhammed Zayani'nin yaptığı, Gamze Erbil tarafından çevrilen kitaptaki
makaleler, farklı disipliner yaklaşımları bir araya getiriyor. Kitap
iletişim, gazetecilik, medya araştırmaları, siyasi bilimlerden uzmanların
hazırladığı dokuz makaleden oluşuyor.
Batı
pazarına girdi
'Bölgesel siyaset ve kamu alanı', 'El Cezire programları', 'El Cezire ve
Bölgesel krizler' başlıkları altında toplanan makaleler kendi içinde bölge
ve medya çözümlemesi çabası taşırken, kanal eleştirmekten de kaçınılmıyor;
'alternatif' olma iddialarına yanıt arıyor. Özellikle 'Kadınlar Kalkınma ve
El Cezire' başlıklı makalede 'Şeriat ve Hayat', 'Yalnız kadınlar İçin' adlı
programların, kadınların katılımı ve tartıştıkları konular açısından bölge
için büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. İlk kez kamusal alanda konuşulmayan
konular ele alınıyor, cinsel roller ve kadın durumu tartışılıyor ki bu çok
önemli. Özellikle de konunun Batı'dan değil merkezinden tartışılıyor
olması...
El Cezire Ortadoğu'ya, Batı değil bizzat bölgenin gözüyle bakan bir kanal.
Üstelik bu kanal kendi bakış açısıyla Batı'ya da hitap etmeye başladı.
Sadece, habercilik değil uluslararası reklam pastasından pay kapmak için
Batı pazarına giren kanalın 15 Kasım'dan itibaren başladığı İngilizce
yayınlarının da ilgiyle takip edileceğinden şüphe yok. Alternatif tanımının
iddialı olduğu El Cezire için belki de en uygunu 'Batı merkezli yayıncılığa,
batı tekelindeki yayın anlayışına alternatif' olabilir.
Beyrut'ta yayınlanan The Daily Star Gazetesi'nden Khalid Hroub'un sözleriyle
bitirelim: "Bugün bölgede herhangi bir medya organının objektif olması
pek mümkün değil. Ya da Arap sokaklarının, konu Batı olunca, İslami retorik
ve propaganda taşımayan görüntü ve fikirlerini yayınlamak da pek olanaklı
değil. Ancak bunu El Cezire yaratmadı. Sadece Arapların kızgınlığını
yansıttı, yansıtıyor.
|
|