Anasayfa  I  Hakkımızda  I  İletişim         

 
  Kitaplar
 
  Yayına Hazırlanan
  Kitaplar
 
  Okuma Odası
  Yazarlar
  Çevirmenler
 
 

 

 

Arap yayıncılığı modernleşiyor

Mete ÇUBUKÇU (NTV) 24/11/2006

tarihinde Radikal Gazetesinde çıkan yazı.

El Cezire Ortadoğu'ya, Batı değil bizzat bölgenin gözüyle bakan bir kanal.

Üstelik bu kanal kendi bakış açısıyla Batı'ya da hitap etmeye başladı.

 

 
 

30 Ekim tarihinde ABD'nin eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld Irak'ta olan bitenle ilgili olarak propaganda savaşında 'düşmanlarının' gerisine düştüklerini ve 'karşı propaganda' birimi kurmaya karar verdiklerini açıkladı. Uygulamayı kendisi göremedi. Çünkü, ABD'nin Irak'ta neden olduğu insanlık dışı durumunun mimarlarından Bay Rumsfeld istifa etmek zorunda kaldı. Karşı propaganda biriminin amacı 'Irak'ta durumun o kadar da kötü olmadığını' göstermekti. Ancak, Bush yönetimi ve neo conlar dahil olmak üzere herkes Irak'ın Saddam Hüseyin döneminden daha beter hale geldiğini biliyordu.
Irak, Afganistan ve Filistin'de olan bitenle ilgili 'güllük gülistanlık kurgusu'nu bozanların başında ise bir haber kanalı geliyordu: El Cezire.

Öykü 1996 yılında başlamış, Katar Emiri farklı gerekçelerle dünya çapında bir haber kanalı için yatırım yapmaya karar vermişti. Düğmeye Afganistan savaşı ile basıldı. El Cezire dünyanın gözünü diktiği tek kanal ve Tayseer Alluni aylarca Kâbil'den haber veren tek muhabirdi. Taliban'ın görüşünü de yansıtıyordu ki bu Batılı bazı medya kanaları için 'düşmanın propagandasını yapmakla' eş anlamlıydı. Çünkü 11 Eylül'den bu yana 'gazetecinin milliyeti olmaz' şiarı milli kimliklere yenik düşmüştü.

Ardından Filistin'de 2. İntifada patladı. El Cezire, CNN ve BBC'den farklı haberler vermeye başladı. Zaman zaman kara listeye girse de İsrail'le ilgili haberleri yorumsuz ve tarafsız yayınlaması Arap dünyasında bir devrimdi.
Irak savaşı ile birlikte dünyanın duymadığı ve görmediğini -belki de görmek istemediklerini- yayınladı. Ekranda karşı tarafa, saldırıya uğrayanlara, ötekilere yer veriyordu. El Cezire'nin farkı (El Arabiya'nın da hakkını teslim etmek lazım) durduğu ve baktığı yerdi. Alternatif olup olmadığı tartışılabilecek bu kanal Ortadoğu için yeni bir soluktu. Medyanın her zaman yapması gerekip de yapmadığı; yani olanlara diğer taraftan da bakmak gibi olağan bir medya kuralını yerine getiriyordu. Bu onu Arap ve dünya medyasında farklı bir yere oturttu. Belki, Batı medyasına alternatif olarak değerlendirebileceğimiz El Cezire sadece saldıran değil saldırıya uğrayan taraftan da bildiriyordu. Ama her şeyden önce Amerikan merkezli ve oryantalist bir bakış açısına sahip değildi. Irak'ın işgali öncesinde Türkiye'deki bazı televizyonlarda da olduğu gibi 'Bağdat'ın nasıl vurulacağı', 'hangi öldürücü silahların kullanılacağı' gibi askeri, saldırgan ve güçlüden yana bir bakış açısıyla yaklaşmadı olaylara. Askeri başarı ya da manipülatif haber yerine Arap kentlerinin sokaklarından haber vermeyi tercih etti. Irakta işgalcilerin gizlediği haberleri ekrana getiriyor, bu arada öldürülen 'teröristlerin' halktan masum kişiler, olduğunu öğreniyor, düşen Amerikan helikopterleri, öldürülen Amerikan askerleri görüntüleri de 'yenilmez armadanın' açıklarını yansıtıyordu bize.
 

Arapların eleştirdiği kanal
1996'ya kadar kendileriyle ilgili haberleri daha çok BBC, CNN gibi uluslararası kanallardan alan Arap dünyası daha sonra TV'lerinin uzaktan kumandalarına ilk kanal olarak El Cezire'yi yerleştirdiler. En önemi avantaj tabii ki dildi. Arapça konuşan, anlatan muhabirler, farklı bir açıdan bakarak seyircinin güvenini kazandı, Arap dünyasını 1950'lerdeki Nasırist çıkıştan sonra belki ilk kez birbirine yakınlaştırdı. Bu yüzden pan-Arap bir kanal olmakla eleştirilen El Cezire sadece Arap dünyası değil zamanla Batı dünyasının da referans kanalı olmaya başladı. El Cezire'yi Irak'ta yasaklayanlar, daha sonra hedef kitleye hitap etmek için ekrana çıkıp konuşmak, doğrudan mesaj vermek için doğru kanal olduğunu anladılar. Yıllardır Arap televizyonlarının resmi propagandalarından ve gösterişli kutlama törenlerinden bıkan seyirciler Suudi ve Iraklı muhalifler, islami mezheplerin temsilcileri, sürgündeki komünistlerin seslerini de duymaya başladı. Bu noktada kanal, totaliter , en küçük muhalif sese bile izin vermeyen Arap rejimlerinin korkusu haline geldi, tehlikeli bulunmaya başladı. Öyle ki şu anda El Cezire muhabirleri birçok Arap ülkesinde yasaklı durumda.
 

Ladin mi Bush mu?
El Cezire'nin başarısında tabii ki ABD medyasının taraflı yayını da etkili oldu. Irak'taki askerlerden 'bizim çocuklar' diye bahsetmek yerine, Hamas'la Hizbullah'la da konuştu. Ama kanalı asıl gündeme getiren El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in kasetleri oldu. Bu noktada yoğun eleştiri alan El Cezire 'teröre' alet olmakla suçlandı. Kanalın yöneticisi Yousri Fouda şöyle söyleyecekti: "Ladin kasetleri sadece bizim değil, o gün kimin eline geçse yayınlanması gerekirdi. Oysa yayınladık diye teröristlerin propaganda aleti dediler. İşin komik tarafı, bir başka Bin Ladin kasetini 'haber değeri taşımıyor' gerekçesiyle yayınlamadığımızda, bu sefer de 'neden yayınlamıyorsunuz' diye suçlandık."
Geçen günlerde İstanbul'da düzenlenen dünyanın önde gelen medya tartışma platformu NewsXchange toplantısında El Cezire tekrar benzer yönde eleştiriler alınca Fouda şu yanıtı verdi: "Bin Ladin'i bulmak için fondaki görüntüleri incelemek yerine sözlerini dikkatle irdeleselerdi bugün birçok olay engellenebilirdi. Üstelik bize kızanlar sonradan bantları daha detaylı görmek istiyorlar". Teröre alet olup olmamak tartışması sürerken forumu yöneten CNN'den Richard Quest salondakilere şu soruyu yöneltti: "Elimizde iki röportaj imkânı var. Birincisi Bin Ladin, İkincisi ise Bush. Hangisini seçerdiniz?" İstisnasız herkes oyunu Bin Ladin'den yana kullandı. ve Quest 'konu kapanmıştır' diyerek tartışmaya noktayı koydu.
Bu yüzden Filistin'de Hamas, Lübnan'da Hizbullah'a sadece 'terör örgütü' gözüyle bakan bir anlayışın yayıncılık anlamında artık bölge halkını yakalaması söz konusu değil. Çünkü bölgedeki her karşı çıkışı terör parantezine alan Batı merkezli habercilik anlayışına bölgedeki insanların mesafeli yaklaştığı, farklı bir bakış ve algıya sahip olduklarının hâlâ farkına varılmış değil. El Cezire'nin bir sırrı da burada yatıyor.
Ancak El Cezire haber kadar önemli bir işlevi daha yerine getirmeye başladı. Düşünce özgürlüğünün zayıf, tartışma kültürünün daha az olduğu, din, kadın hakları, seks gibi konuların neredeyse dile getirilemediği bölgede, yapılan programlar 'devrim' niteliğindeydi. El Cezire, misyonu olmadığı halde bölgede demokratik tartışma ortamının yaratılması açısından önemli ilk adımı attı. Bu açıdan sadece medya değil siyasi bir boşluğu doldurduğunu söylemek abartılı olmaz. Değerlendirmelerin de sadece medya değil, siyasi ve sosyolojik açıdan yapılması gerekir.
Versus Yayınlarından çıkan El Cezire Olayı-Yeni Arap Medyasına Eleştirel Persektifler adlı kitap kanalı tüm yönleriyle ele alıyor. Editörlüğünü Muhammed Zayani'nin yaptığı, Gamze Erbil tarafından çevrilen kitaptaki makaleler, farklı disipliner yaklaşımları bir araya getiriyor. Kitap iletişim, gazetecilik, medya araştırmaları, siyasi bilimlerden uzmanların hazırladığı dokuz makaleden oluşuyor.
 

Batı pazarına girdi
'Bölgesel siyaset ve kamu alanı', 'El Cezire programları', 'El Cezire ve Bölgesel krizler' başlıkları altında toplanan makaleler kendi içinde bölge ve medya çözümlemesi çabası taşırken, kanal eleştirmekten de kaçınılmıyor; 'alternatif' olma iddialarına yanıt arıyor. Özellikle 'Kadınlar Kalkınma ve El Cezire' başlıklı makalede 'Şeriat ve Hayat', 'Yalnız kadınlar İçin' adlı programların, kadınların katılımı ve tartıştıkları konular açısından bölge için büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. İlk kez kamusal alanda konuşulmayan konular ele alınıyor, cinsel roller ve kadın durumu tartışılıyor ki bu çok önemli. Özellikle de konunun Batı'dan değil merkezinden tartışılıyor olması...
El Cezire Ortadoğu'ya, Batı değil bizzat bölgenin gözüyle bakan bir kanal. Üstelik bu kanal kendi bakış açısıyla Batı'ya da hitap etmeye başladı. Sadece, habercilik değil uluslararası reklam pastasından pay kapmak için Batı pazarına giren kanalın 15 Kasım'dan itibaren başladığı İngilizce yayınlarının da ilgiyle takip edileceğinden şüphe yok. Alternatif tanımının iddialı olduğu El Cezire için belki de en uygunu 'Batı merkezli yayıncılığa, batı tekelindeki yayın anlayışına alternatif' olabilir.
Beyrut'ta yayınlanan The Daily Star Gazetesi'nden Khalid Hroub'un sözleriyle bitirelim: "Bugün bölgede herhangi bir medya organının objektif olması pek mümkün değil. Ya da Arap sokaklarının, konu Batı olunca, İslami retorik ve propaganda taşımayan görüntü ve fikirlerini yayınlamak da pek olanaklı değil. Ancak bunu El Cezire yaratmadı. Sadece Arapların kızgınlığını yansıttı, yansıtıyor.

 
 

Caferağa Mh. Albay Faik Sözdener Sk. Benson İş Merkezi 21/2 Kadıköy İSTANBUL

Tel: +90 216 418 27 02  Faks: +90 216 414 34 42  E-posta: versuskitap@versuskitap.com