|
Öte yandan ‘şehit’ daha
çok ritüel bir karakterdedir. Şiilikte, büyük şehitlere, özellikle on iki
İmamlara ve Kerbela’da ölen on iki İmamlar’dan üçüncü imama büyük değer
verilir. Her yıl Muharrem ayı boyunca Kerbela şehitleri anılır. Sünnilikte
ise ‘şehit’ kafirlere karşı savaşta peygamberle yan yana olandır. Her iki
anlayışta da şehitliğin Müslümanları şehitlerin yolundan gitmelerini
teşvikten çok, Müslüman toplumunun yapısını güçlendirecek karakterde bir
ritüel olduğunu gözlemleriz. Fakat bu iki durum arasındaki ilişki 19. yüzyıl
sonlarında ve de özellikle 1979 İran Devrimi sonrasında tersine dönmüştür:
‘Şehit’ olağanüstü bir davranış şekli olarak zihinlerde yaşamasından çok,
kahraman şehitlerin yolundan yürümenin adı olmuştur. Bu değişim hem sayısal
açıdan hem de düşünce boyutunda önemlidir. Her Müslüman genç kutsal ölümü
kucaklayabilecek ve şehit mertebesine yükselebilecek imkâna sahiptir artık.
Geçmişte bunlara ulaşmak çok zordu. Müslüman toplumlardaki modernleşme ile
bir tür içkinlik olarak ortaya çıkarak şehitliğin herkesçe erişilebildiği
bir döneme girildi. x
Religioscope-Bu
durumda şehitliğin bir bakıma demokratikleşmesinden bahsedebiliriz. Aynı
zamanda şehit kavramı mutlak olarak dini inançları doğrultusunda harekete
geçen insanların eylemleri için kullanılmadığını, bazen milli ya da
nasyonalist düşüncelerle eylemini gerçekleştiren kişiler için de
kullanıldığını görebiliriz.
Farhad Khosrokhavar-
Tamamen doğru. Ulusal bir hareket olan Tamil Kaplanları’nda çok sayıda
‘şehit’ vardır. Şehitlik için din mutlak bir şart değildir; amacın
kutsallaştırılması ve bu amaç için kendini feda etme yeterlidir. Tamiller’de,
Keşmir’de, Filistin’de ya da 1980–1988 yılları arasında İran-Irak savaşında
da görüldüğü gibi kutsallaştırılan amaç ulusal karakterdedir. Günümüzde de
hala dini, ulusal amaçların hizmetine sokan bir yaklaşım mevcuttur.
Anlambilimde şehitlik kavramının kullanım alanı diğerleri için de kutsal bir
amaç:ulus için genişletilebilir. Kutsallaştırmada amaç, bireyin yaşamından
çok daha fazla önemlidir.
Religioscope-Batılılar
İslamdaki şehitliği daha çok Şiilikle bağdaştırıyorlar. Şüphesiz bu güçlü
bir ritüelleştirme nedeniyledir. Size göre; Sünnilikte şehitlik Şii
anlayışından mı alınmıştır ve de özellikle İran Devriminin yarattığı
etkilerin bir sonucu mudur?
Farhad
Khosrokhavar-
Şii etkisi tartışılmaz bir biçimde vardır. Örneğin, Lübnan’da Hizbullah
vasıtasıyla Şii dünyasının şehitliğe dair tören ve ritüelleri Filistinlileri
etkileyebilmiştir.
Bununla birlikte işin
başka önemli boyutları olduğunu düşünüyorum. Umutsuzluğa düşülen bir amaç
uğruna ölmek gibi. Bu, gerçek hayatta gerçekleştirilemeyen idealin ölümden
sonraki yaşamda üstün geleceği inancının kutsallaştırılmasıdır. Geleceğin
kapanan ufkunda, inancın gerçekleştirilme alanı ölüme doğru atılmaktır.
Filistin örneğinde bu durum net olarak görülmektedir. Genç Filistinliler bir
yandan İsrail ordusuna karşı olan mücadelelerinde kendi uluslarını kurmanın,
diğer yandan ciddi bir şekilde yozlaşan ve gerçek bir özerk Filistin
toplumunun oluşmasında engel teşkil eden iktidardaki El Fetih’in varlığında
bu ideallerini gerçekleştirmelerinin imkânsızlığını görmektedirler. Aşkın
bir inanç olarak ölümün kaynağı bu iki imkânsızlıktır. Umut yok oldukça ve
geleceğin bir ışığı kalmadıkça ölüm şehitlik olarak inancın gerçekleştiği
yegâne alan olacaktır.
Religioscope-“Yeni-Şehitler”in
biyografilerinde ya da New Yorker’da geçen kasımda yayınlanan anketlerde pek
öyle umutsuzluğa rastlanmamaktadır. Yürekten bir sevinçle hareket ediyorlar
görüntüsü vardır. Bu, Müslüman toplumların güçlü iç ve dış düşmanları
karşısında aşağılanmayı yok eden bir yöntem olabilir mi?
Farhad
Khosrokhavar-Belirttiğiniz
araştırmaya kitabımda yer verdim. Bizim incelememiz hayattan umudu kalmamış
dışlanmışlar ya da yoksullar üzerine değildir. Bir defa meselemiz yaşamı
tümden değiştiren, kederi büyük bir sevince dönüştüren ‘şehitlik’ durumudur.
Filistinli psikiyatristlerce yürütülen araştırmalar, bu gençlerden kaçının
kurtuluş yolu bulamadığını, çaresizlik içinde olduğunu göstermektedir.
Gençlerin çok yoksul tabakalardan olmamaları, eğitim düzeyleri açısından
üniversite mezunu olmaları, normal şartlarda çok iyi bir yaşam seviyesinde
olacaklarını çok iyi bilmeleri durumun trajik boyutunu daha da
arttırmaktadır. Şehitliğe erişme iradesi duyguları tamamen değiştirmektedir;
bu, günlük yaşam ile bu dünyada yok sayıldığınız yaşamın (erişemediğiniz)
tüm güzellikleri ile süslenmiş öteki dünyaya geçiş arasında büyük bir kopuş
yaratır. Bu noktada, şehit olma isteği duyanın mutlulukla dolu olması, onun
yaşamla bir bağının olmadığı anlamına gelmez; karıştırmamak gerekir.
Religioscope-
Çalışmanızda değişik tiplerde gelişen ‘şehitlik’ eylemleri arasındaki
farkları, bu konudaki algı karmaşasına da bir son vermek için ortaya koymaya
çalıştınız. Özellikle Filistin ve Çeçenistan örneklerinde görülen İslamın
kutsal addettiği ulusal temelde girişilen eylemler ile ulusal bir nedeni
olmayan fakat Panislamist bir tarzdaki eylemler arasındaki farklar üzerinde
duruyorsunuz. Kâğıt üstünde böyle bir ayrımdan kolayca bahsedilebilir mi?
Müslüman çevrelerin çoğu için bu iki farklı eylem -bizim bilimsel bir
tutumla kategorize ettiğimiz yöntemler- algı dışı ortak bir hayranlık
uyandırmaktadır.
Farhad Khosrokhavar-Müslümanların
çoğundaki bu algı bulanıklığına karşın bu iki eylem yöntemi arasında çok
önemli bir fark söz konusudur. Temel ayrım noktası uğranılan aşağılanmanın
karakteri ile ilgilidir. Filistin ‘şehitlik’ eylemleri adeta İsrail ordusuna
ve kısmen Filistin yönetimine karşı günlük yaşamda uğranılan aşağılanmaya
karşı verilen bir cevaptır. Buna karşılık İkiz Kulelere saldırı düzenleyen
El Kaide üyeleri hor görülen tüm Müslümanların horlanmışlığını üzerlerine
almışlardı. Denilebilir ki; El Kaide üyeleri bu horlanmaya doğrudan maruz
kalmamışlar, fakat Batı medyasında da sık sık gündem olan Filistin ve Bosna
örneklerinde yaşananları izleyerek bu yaşananların acısını kendi
bedenlerinde duymuşlardır.
İkinci önemli ayrım
noktası, Filistin ve Tamil eylemcilerini bir ulusla, dolayısı ile bir
kültürle özdeşleşmeleridir. El Kaide tarzı hareketler ise, çok kültürlü
olarak nitelendirilebilir. El Kaide eylemcilerinin çoğu birden fazla dil
konuşabilen, modernite ile tanışmış, Batılı ülkeleri görmüş ve yine büyük
çoğunluğu yoksul olmayan insanlardır. Bu insanları herhangi bir ülke ile
özdeşleştirmek en azından İslami varoluşları açısından mümkün değildir. Bu
nedenledir ki, onların davranışlarını bir kalıba sokmak çok zordur. Bir tür
yeni-ümmetçi ya da yeni-hilafetçi bir düzen istemektedirler. Fakat bu konuda
açık ve kesin bir fikre sahip değildirler. Buna karşılık, istemedikleri şeyi
çok iyi bilmektedirler: Müslümanların ‘zulüm’ görmesi.
Sonuç olarak, bu iki
‘şehitlik’ eylemi arasındaki fark önemlidir; yaşantılar, temsil alanları ve
düşünsel düzeyler kadar kültür düzeyleri de belirleyicidir. Kitabımda bu
ikinci tip eylem ile globalizasyon ya da küreselleşme olarak adlandırılan
süreç arasındaki bağı kurmaya çalıştım. Ve de bu olgunun büyük oranda Batılı
olduğunu ortaya koymaya çalıştım. El Kaide tarzı uluslararası radikal
İslamcı yapılardaki insanların büyük bir kısmı kendi ülkelerinde
yaşananlardan hareketle eylemlere girişmemektedir. Bu durumda, eylemcilerin
orijinlerini değil, fakat Batı’daki ‘göçmen’ neo-islamı inceleme konusu
yapması gereken dünyanın Batılılaşması ile bağıntılı bir olgu söz
konusudur.
Religioscope-Bu
konuda getirdiğiniz yaklaşımlar Oliver Roy’un küreselleşen İslam üzerine
yayınladığı son kitabında yazdıklarını anımsatıyor. Değişen, tepki veren ve
fakat belli belirsiz bir gelecek tahayyülü ile birlikte var olan bu yeni
“durum” hemen hemen milenyum çağında şekillenen bir süreç olduğunu
izlenimini veriyor. Bu yeni şehitler milenyum şehitleri olarak
nitelendirilebilirler mi?
Farhad Khosrokhavar-
Milenyum çağında Filistin örneğinde olduğu gibi ulusal bazlı şehitlik ile El
Kaide tarzı şehitlik ortak bir iz bırakır. Müslüman toplumların aynadaki
görüntüsüne bakıldığında, İslami hareketleri radikalizme sürükleyen pek çok
nedenin, Batı’da var olduğunu düşünüyorum. Antagonist ilişkideki kendi ile
ötekinin inşası Batı dünyasının yeni çok kültürlü formları ile ilişkilidir.
Zaten yeni-ümmetçilik hareketlerinin gönüllü ‘şehit’ adaylarının çoğunluğu
Londra, Paris veya New York gibi Batı’nın büyük şehirlerinde yaşayan
insanlardır. Onlar, Cezayir’in, Kahire’nin ya da Tahran’ın varoşlarından
çıkan insanlar değildirler, “ dünya şehirlerinin” ( global cities)
insanlarıdır. Bu radikalizmi anlayabilmek için işte bu çok kültürlülük
olgusundan başlamak gerekir.
Religioscope-Halen
Fransa’da tutuklu bulunan radikal İslamcı çevrelerden on beş kişi ile
görüşme fırsatınız oldu. Bu kişiler motivasyonlarını, Batı’ya ve Batı ile
işbirliği yapan Müslüman rejimlere olan öfkeleri ile mi sağlıyorlar? Ayrıca
bu kişilerde derin bir inanç ve cennete gitme arzusu ile Müslüman bir
dünyanın kurulması ideali gözlemleyebildiniz mi? Bu kişileri – potansiyel
şehit ya da değil- harekete geçiren güdüler nelerdir?
Farhad
Khosrokhavar-
Sizin saydığınız etkenlerin kabul edilebilir şeyler olduğunu düşünüyorum.
Yalnız derin bir inanç sahibi oldukları bunların dışında tutulabilir. Bir
anlamda, onların algıladıkları Müslümanları hor gören ve Müslümanlara zulüm
eden dünya düzeni karşısındaki uzlaşmaz çelişkileri, onların İslamcılığı ve
dinlerine adanmışlıkları noktasında birincil plandadır, temel olandır. Bu,
radikalleşme eğiliminde olan bir İslami pratik değildir; daha ziyade tersi
söz konusudur. Batıya karşı öfke, Batıya yönelen şiddet yanlısı uzlaşmaz bir
radikalleşmeden beslenmektedir. Burada benzerlikler bulunabilir, fakat en az
o kadar farklılıkların olduğu görülür. Bu iki olguyu birleştiren şey
kuşatılmış bir düşünce dünyasının gelişmesidir. Yani dışınızdaki dünyanın
düşmanınız olması düşüncesi. Bu düşünce radikal mezheplere ait motiflerden
beslenmektedir. İslami çevreler için önemli ayrım noktası öncelikle bu
çevrelerin kendilerini değişmek zorunda olan bir dünyadaki bir tür diaspora
olarak algılamalarıdır. Hemen ardından süreklilik anlamında yeniden
entegrasyon sorunu bir diğer ayrım noktası olarak belirir. Bu mezhepler bir
sürekliliğe, gerçek bir dayanağa sahip olmasalar da yerleşik dinle bir
ilişkiye girmeden o coğrafyaya dâhil olabilmeyi keşfetmektedirler. Burada
dayanak noktası mitik bir karakterdedir.
İslam ile El Kaide tarzı
hareketler arasındaki ilişki büyük bir yorum zenginliği yaratmaktadır. Aynı
zamanda bu ilişki ulusal tarzdaki şehitlik açısından önemli bir ayrımdır. El
Kaide gibi bir yapıda zenginlere ya da yoksul olmayan kişilere, göçmenlere
ve de Avrupalı Müslümanlara rastlamaktayız. Bu, sosyo-ekonomik ve kültürel
seviyeler açısından önemli aykırılıklara neden olan bir husustur. El Kaide
tarzı bir gizli organizasyonda birbirleri ile doğrudan iletişimi olmayan
grupların birlikteliği söz konusudur. Ağsal yapıdaki bu organizasyon
birbirleri ile doğrudan ilişkileri olmayan çok sayıda alt gruba, dünya
görüşleri (Weltanschauungen) birbirlerinden uzak fakat şiddet eylemleri
noktasında birleşen grupların varlığına olanak vermektedir. Bu özellik
homojen tarzda hiyerarşik bir yapı kuran radikal gruplar ile temel ayrım
noktasıdır.
Religioscope-Tamamen
masum olan insanlara yönelik ayrım göz etmeden yapılan eylemler nasıl
açıklanabilir? Eylemcilerle yaptığınız görüşmelerde bu kişilerin
psikolojilerinde uhrevi olduğu kadar dünyevi olan ideolojilerinin
belirlediği ahlaki değerlerin, eylemcilerde bir tereddüt, vazgeçme hali
yarattığını gözlemlediniz mi?
Farhad
Khosrokhavar-
İki türlü argüman geliştirilebilir. İlki, eylemlerin kurbanı olan masum
insanların cennete gideceği düşüncesine kaynaklık eden davanın gücü, diğeri
ise; Batı’nın benzer bir şekilde masum insanlara zarar verdiği düşüncesi.
İkinci argüman için Irak’a ambargo uygulanması sonucu çocukların ölmesi ya
da masumların kaçınılmaz olarak zarar görmesinin “yan etkileri” ifadesi ile
açıklanması örnekleri verilebilir. Bu noktadan hareketle, İslamcı eylemciler
“neden onların öldürme hakları var da bizim yok?” sorusunu soruyorlar.
Batının neden olduğu felaketlerle karşıtlılık temelinde bir ilişki kurarak
kendi eylemlerinin sağlamasını yapıyorlar. Güç ve karşıtlık, onların
argümanlarında birleşiyor.
Bu
söyleşi 28 Eylül 2002 tarihinde Farhad Khosrokhavar ile yapılmıştır.
Söyleşiyi Religioscpoe adına Jean-François Mayer yapmıştır.
Çeviren: Ahmet
Arslan
(Galatasaray Üniversitesi İİBF öğrencisi)
Şahâdet/
Şehâdet’ten
şahid/şehid |