| |
 |
Dehşet, öfke ve şiddet
Michel
Tobias, hayvanlara reva görülen muameleden dehşete kapılıp dehşet
duygularının biriktirdiği öfkeyle silaha sarılan iki arkadaşın isyanı
özelinde, insan-hayvan ilişkilerini araştırıyor.
Ömer TÜRKEŞ
03/11/2006
tarihinde
Radikal Gazetesinde çıkan yazı. Michel
Tobias'ın Öfke adlı romanı, insanoğlunun ötekilere yönelik acımasızlığının
yarattığı dehşeti, öfkeyi ve şiddeti anlatıyor. Ancak 'öteki'leştirilenler
cinsleri, renkleri, dilleri, dinleri, sosyal statüleri farklı olanlar değil.
Okuyacağınız hikâyedeki mazlumlar, aslında yok edilmelerine alışık olduğumuz
canlı türleri, yani hayvanlar. Tobias, hayvanlara reva görülen muameleden
dehşete kapılıp dehşet duygularının biriktirdiği öfkeyle silaha sarılan iki
arkadaşın isyanı özelinde insan-hayvan ilişkilerini araştırıyor.
|
|
| |
Felham ve Muppet, ABD ordusuyla Vietnam'da savaşmış bu iki arkadaş,
hayatlarını orada geliştirdikleri 'becerileriyle', yani bilek gücüyle
sürdürürlerken ansızın bir değişim geçiriyorlar. Vietnam'da sorgulamadan suç
ortağı oldukları üniformalı vahşet Brezilya ormanlarında karşılarına avcılık
giysileriyle bir kez daha çıkmış, Felham ve Muppet insan olmanın
sorumluluğunu bu kez unutmamışlardır...
Adaletsizliğe kim isyan etmez?
Felham'ı ABD
tarihinin en tehlikeli teröristlerinden biri haline getiren süreç kardeşi
Jason'un bakış açısından aktarılıyor. Jason'a göre abisinin giriştiği eylem
yavaş bir intihardır; "ciddi ve derin düşünülmüş bir nedenle başlamış, kendi
iç yıkımına, dünyevi ve empatik bir şarta, kendini yok etmeye ayarlı bir
hareket." Hareketi tetikleyen, Felham'ın insan adetlerinin akıldışılığını
görmesini sağlayan hayvan sevgisidir. Jason, eylemlerinden ürkmekle birlikte
hem yakından tanıdığı hem de kendisi de bir hayvansever olduğu için,
Felham'ın kavgasını anlamaya çalışır. İşte bu anlama ve anlamlandırma
çabası, hikâyeyi geçmişe götürecek ve orta sınıftan bir Amerikalının
hayvanların yaşama hakkını hayatının her kademesinde ne türden ihlallerle
kararttığını sergileyecektir.
İnsanın diğer
canlılara küstah bir aldırmazlıkla hükmetme eğitiminin kökenlerini çocukluk
döneminde başlatıyor Jason; kurbağalar, çocuğu ilk ısırışlarında veya
sahibin yatağına ilk pisletişlerinde tuvalete atılıp üzerlerine sifon
çekilmiş hamster ve hintdomuzları, evlerinden kovulmuş kediler, sokaktan
toplanıp Biyoloji labaratuvarlarının kapılarında aç bırakılmış, umutsuz,
miyavlayan, üzerlerinde bilimsel deney yapılmasını değil, şefkat ve süt
bekleyen kediler, balıklar, semenderler. Ve sıra köpeklere gelmiştir...
Jason'un
zaman zaman ayrıntılara girerek aktardığı insan-hayvan ilişkisini
soğukkanlılıkla okumak çok zor. Okul sıralarında başlayan bu 'masum' ilişki,
hayvanların acımasızca 'şey'leştirilmesi öylesine geniş bir alana yayılıyor
ki, öldürmek üzere kurulu bir uygarlıkta yaşadığımız, öldürmeleri korumak
için üretilmiş oligarşilerce yönetildiğim gerçeğiyle bütün çıplaklığıyla
yüzleşiyoruz. İşte bu gerçekliktir Felham'ın ruhunu yaralayan. Bir kötülüğü,
haksızığı, adaletsizliği tespit etmiş ve kendisini bunu durdurmaya
adamıştır; "Ben bir kanunum küçük kardeş. Yüreğimin kanunuyum. (...) Adalet
nerede? Adaleti bilirsin, değil mi küçük kardeş? Dana pirzola diye bir şey
varsa, adalet yoktur. Geleneksel Şükran Günü yemeği diye bir şey varsa,
adalet yoktur. Türlerin büyük bir hızla tükendiği, hayvanların evrensel bir
kuşatma altında oldukları ve böylesi bir katliam için insani nedenlerin
teşhis edilemeyecek denli çokluğuna dair gerçeklerde tartışılacak bir yan
yoktur."
Şiddetin
yerine
Artık
öfkesini dizginleyemeyen Felham, hayvanlara yaşam hakkı tanımayan şehirlere
duyduğu nefretle eyleme geçer. Bundan sonra yok edilen hayvan sayılarıyla
değil kendisinin yok edeceği insan sayılarıyla ilgilenecektir. Felham için
bu insan yapımı dünyada başarılabilecek tek şey doğrudan intikamdır.
Felham'la Muppet, barbarlığın ancak barbarlıkla durdurulabileceği inancıyla
şiddeti en uç noktasına vardırıyorlar. Mezbahaları, labaratuarları yakıp
yıkıyor, bir sürü adam öldürüyor, hayvanları serbest bırakıyor ve sonunda
peşlerine düşen FBI ajanlarıyla hesaplaşıyorlar.
İki intikamcının eylemleri kadar onların eylemlerini okuyucuya nakleden
Jason'daki değişim de önemli. Felham'ın küçük kardeşi Jason, orta sınıfın
toplumsal değerlere bağlı sıradan bir üyesi, sakin bir Amerikalı.
Başlangıçta abisinin eylemini suç ve delilik kavramlarıyla anlamlandırabilen
Jason, zaman geçtikçe Felham ve Muppet'in isyanına yakınlık duyacak, delilik
sözcüğünün yerini duyarlılık alacaktır. Ama henüz düşünce aşamasındadır
Jason. Düşünmenin eylem yapmak olmadığını bilir, belki de en büyük açmazı
nasıl eyleme geçeceğini bile bilmemesidir...
Burada
duralım. Romanın süprizli sonunu okurken keşfedeceğinizi, Öfke'nin sadece
hayvan haklarıyla ilgili sert bir manifesto olmanın ötesinde, insanın hayata
karşı sorumluluklarını yüklenememesiyle de ilgili olduğunu söylemekle
yetinelim. Bu çıkarsamayla birlikte artık edebiyatın dışına çıkacak,
Tobias'ın çağrısını Felham, Muppet ve Jason'un umutsuzca aradıkları adaletin
nasıl tesis edilebileceğini tartışarak cevaplayacağız. Felham ve
Muppet'in adalet anlayışı -içinden çıktıkları toplumsal zihniyetten kopta
edilmiş şiddetiyle- savunulabilirliğini daha baştan yitiriyor. Michel Tobias
elbette bunun farkında. Zaten kitabın önsözünde romanın nasıl okunacağını
ime eden bir açıklamada da bulunmuş; "Bu kitabın içerdiği şiddet, bizden çok
önce burada yaşayan ve küçük bir umutla, biz gittikten sonra da yaşayacak
savunmasız canlılara karşı yürütülen acımasız savaşa dair hepimizde bulunan
duyarlı insan özelliğinin getirdiği kaçınılmaz fiziksel ve tıbbi zararın
yanı sıra, toplumumuzda bir şeylerin ters, çok ters gitmesi haline karşı ve
insanları öldürmeye iten psikolojik etkenlerin anlaşılmasına trajik ve loş
bir ışık tutmayı amaçlamaktadır. Yazar, okura bu durumun çözümü için şiddet
içermeyen çözümlerin bulunduğunu ve bulunabileceğini belirtme sorumluluğunu
taşımaktadır. İnsanların diğer insanları ve Dünya'yı bizimle paylaşan
canlıları yok etmesi durdurulabilir ve hedeflenen şeyin yasaların, tüketim
alışkanlıklarının ve algının değiştirilmesi yönünde çok büyük bir emek
harcanarak, başka bir deyişle, vicdanın sesine kulak verilerek Dünya
sağaltılabilir. Şefkat, hoşgörü, barışçı kampanyalar, sabır, eğitim, yoğun
çaba ve sanat, şiddet karşıtı ruhun, insan dünyasını batmaktan kurtarmak
üzere örgütlenecek toplu bilincin temel taşlarıdır. Şiddetin şiddet
doğurması gerekmez. Sevgi, en gerçek kötülükleri, hatta bu kitapta hayal
edilen ve anlatılan kötülükleri bile yenecektir."
Tobias'ın bu
barışçıl mesajının kulağa hoş geldiğinin farkındayım. Ne var ki insanların,
doğanın ve hayvanların kaderini muğlak bir sevgi kavramına bağlamak, mistik
bir iyi-kötü çatışmasına saplanıp kalmaktan öte bir anlam taşımaz. Tıpkı bir
roman kahramanının söylediği gibi; "kişinin kendi düşmanlarını bağışlaması
soylu, hatta ruhsal açıdan yüceltici olabilir. Ama başka masum kurbanların
düşmanlarını bağışlamak düpedüz yardakçılıktır." Öyleyse, gerek insanın
insanla gerekse de insanın insan olmayanla yok edici ve tahakküm edici
olmayan bir ilişkisinin imkanlarını ararken politik bir sorumlulukla daha
somut ve kurumsallaşmış kavramlara sarılmalıyız. Nilgün Toker'in ifadesiyle;
"bu tür bir imkân, belki de bizzat politik varoluşun içinde taşıdığı
değerden hareketle tesis edilebilir. O değer 'adalet'tir. Homo faber
aracılığıyla araçsallaştırılan doğanın, araçsallaştırılmış insan olmayan
varlıklarıyla yıkıcı olmayan bir ilişki tesis etmek için, belki yeniden
adalet ve ahlak duygusunu yardıma çağırmak gerekir. Bunun için de adalet
arayışının anlamını, hayvanlarla ilişkimizi yeniden yıkıcı olmayan bir
tarzda kurmanın imkânını da taşıyacak bir şekilde yeniden tanımlamalıyız." |
|