| |
 |
'Öldürdüm, öldürdüm...'
'Öldür,
Öldür, Öldür' adlı kitabında asker Jimmy Massey, Amerika'nın Irak işgali
sırasında işlediği savaş suçlarını tüm şiddetiyle anlatıyor..
Aydan AYDIN
(Arşivi)
24/11/2006
tarihinde
Radikal Gazetesinde çıkan yazı.
Bir Amerikan deniz piyadesinin Irak'taki gerçek tanıklıklarından oluşan
Öldür, Öldür, Öldür, alıştığımız şiddet örgüsünü ve ABD'nin Irak'taki
saldırılarını anlatmaktan öte anlamlar içeren bir örnek olması itibariyle
diğerlerinden ayrılıyor. Kubrick'in 'Full Metal Jacket' filmini izleyen
hemen herkesin iyi bildiği profesyonel 'katil'lerin yetiştiği yer olan deniz
piyadelerinin arasından çıkıp gelen bir genç adamın, Jimmy Massey'in bir tür
günah çıkarması olan kitap, sadece ABD'nin Irak'ta giriştiği katliamları
değil, bu katliamları gerçekleştiren insanların nasıl yetiştirildiğini,
neden bu derece vicdansız olabildiklerini, öldürmeden kendi varlığının
anlamını bulamayan bu insanların trajedisini de ortaya koyuyor. Öldür emrini
alan bir genç insanın parmağını tetiğe götürüşünü, hiç tanımadığı bir
insanın kafasına nişan alışını ve kurbandan fışkıran kanı görmenin yarattığı
rahatlama hissi ile, yeniden tetiğe basma cesaretini kazanmasını anlatmaya
uğraşıyor.
|
 |
|
| |
Aslında deniz piyadesinin anıları, bir insanın, profesyonel bir katile
dönüşebilmesinin nasıl mümkün olduğunu ortaya koyması ile ilgili ve
kurbanlarını yok ederken, aynı zamanda kendi benliğinin de nasıl ezildiğini
anlatabilmesi açısından da önemlidir. Kitap otomobilde giden bir Iraklıya
kurşun sıkmanın, siyasetin dışında ve sözüm ona terörle mücadele konsepti
ile alakası olmayan bir öldürme zevki ile bütünleşen, öldürülen insanın bir
insan değil de, bir obje, yok edilmesi gereken bir pislik olarak görmesini
sağlayan modern savaş teknolojisini de örnekliyor.
Bu sayede yeni savaş konsepti
kurşun sıkan askerin, aslında yaşamaya hakkı olmayan ve sadece modern
uygarlık kurucularının yüzü suyu hürmetine varolan bir canlı seviyesine
indirgerken, modern toplumu korumak ve kollamakla yükümlü Batılı medeniyet
savunucuları gerekirse genel insanlık çıkarı adına zararlı olması olası
bütün unsurları ortadan kaldırmak çekinmeyeceklerini de ifade ediyor.
Suçu baştan sona ABD yaşam tarzının yarattığı bu potansiyel katillerin
üzerine yıkmak kolaycılığından kurtulmak adına söylemekte yarar var, mevcut
uygarlık formunun insanlık halini bu derece sıradanlaştırması, insan
toplumunun bir kısmının rahatlıkla yok edilebilmesini olanaklı kılması ne
yazık ki sadece çağdaş Amerikan toplumunun bir stratejisi olmaktan uzaktır.
Aslına bakılırsa silah kullansın ya da kullanmasın bugün Irak'ta ya da
dünyanın başka bir yerinde insanların bir kısmı öldürülüyorsa ve dünyanın
diğer kısmı bu katliamlara karşı sesini çıkartma cesaretini göstermekten
uzaksa ya da en azından büyük kısmı sesini çıkartmayı düşünmüyorsa, işin
içinde korkaklık ya da duyarsızlıkla açıklanamayacak kadar trajik bir
gerçeğin olduğu da ortaya çıkmaktadır.
Modern
toplumun örgütlenişi
Yahudileri ya da Iraklıları yok eden zihniyet, her gün bir kez daha yeniden
üretilen modern ilişkilerin bizzat kendisidir. O yüzden Almanların ortak
olduğu vahşetin nüansları ABD'de ya da İsrail'de ya da Avrupa'nın nezih,
uygar devletlerinde her gün yeniden ortaya çıkar. Bu sadece savaşla ilgili
de değildir. Modern toplumun örgütlenişi ve onun kendi ahlakının,
umursamazlığı bir erdem olarak ortaya koyması, bütün dünyada sıradan
insanların yaşadığı tüm trajedilerde sorumlu olan bizlerin, duyarsız
kalmamızın da bahanesini oluşturur. Çünkü öyle olmasaydı; her gün binlerce
çocuğun sadece beslenemediği için ölmesi, büyük ve zengin kentlerin
varoşlarında biraz temiz su bulabilmek imkânsız hale gelmesi, sokak
çocukları para-militer çetelerin hedefi haline gelmesi, zengin ülkelerin
işgal kuvvetlerinin Afganistan'da, Filistin'de, Somali'de ya da Irak'ta,
koltuk altlarında otomatik tüfekleri dolaşması nasıl olanaklı olabilirdi ki?
O İşgal ordularının her bir askeri, aynı zamanda, mahallenin bir çocuğu,
sıradan insanlarla aynı bakkaldan alışveriş eden, aynı tür içkiyi birlikte
tüketen bir komşu, birlikte top oynadıkları, kavga ettikleri, seviştikleri
bir arkadaşları, hatta sizlerin kardeşi, diğerlerinin oğlu ya da kızı nasıl
oluyor? Nasıl oluyor da, bir gün önce kendi kardeşini, sokaktan geçen
herhangi bir çocuğu ya da kendi çocuğunu okşamak için kalkan elleri, ertesi
gün bir başka çocuğa kurşun sıkabilmek için silahına sarılabiliyor; nasıl
oluyor da kendisi ölüm karşısında son derece aciz olduğu ve bir gün mutlaka
öleceğini bildiği halde, aynı gün bir başkasını öldürmekten bu derece zevk
alıyor? Nasıl oluyor da, evlerinde oturan milyarlarca modern uygar insan
televizyonlarının karşısına geçip, ölüm olaylarını ve katliamları
umarsızlıkla izleyebiliyor, dünyanın bir kısmı açlıktan kıvranırken,
diğerleri nasıl oluyor da yemek zevklerinden ödün vermeyi akıllarından bile
geçirmiyor?
Şiddetin sorumlusu kim?
Sadece işgal ordusunun 'cefakâr' askerleri midir, bir cinayetin başrol
oyuncuları? Sadece hırçın birkaç general ya da siyasetçi midir asıl
sorumlular? Evlerinde oturan, televizyon izleyen, işlerine giden, borsayı
takip eden, faizlerin yükselmesinden endişe eden, çocuklarını öpen, ev
işleriyle uğraşan, olup bitenler karşısında herhangi bir öfkeye kapılmayan,
kayıtsızlığından taviz vermeyen milyarlarca insana ne demeli? Katilleri
başka yerlere yollayan hükümeti destekleyenlere ne demeli, askeri teçhizat
üreten işçilere, vergi ödeyenlere, televizyondan yayılan yalanları
izleyenlere, askere gidenlere, silah kuşananlara, talim yapanlara ne demeli?
Onların hiç mi suçu yok? Üç kuruş fazla kazanabilmek adına tüm bunlara onay
verenler de suçlu değil mi?
Öldür Öldür Öldür, zayıf karakterli bir Amerikan gencinin, nasıl bir ölüm
makinesine dönüştüğünün öyküsüdür. Ama o aynı zamanda insanlar hızla
profesyonel katil olurken, susan, olup biteni görmezden gelen, gençleri
işgal topraklarına gönderen toplumun katliamlara ortak olma hikâyesini
anlatır. Sadece ABD'li katillerin değil, bütün dünyanın bu katliama sessiz
kalmasını özetler. Öldürülen Iraklıların, tıpkı modern dünyanın diğer
insanları gibi olduklarını anımsatır. Onlar gibi korkuları olduğunu,
sevindiklerini, üzüldüklerini, sızlandıklarını, çocukları için tedirginlik
duyduklarını ve bütün diğer insanlar gibi yaşamaya hakkı olduğunu gösterir.
Öldür Öldür Öldür bir trajedinin öyküsüdür. Bir yanda okumaktan iğrenilecek
kadar vahşileşen insan doğasını, diğer yandan savaşan herkesin bu savaşın
bir kurbanı olduğunu haykırır ve insanlık adına artık utanma dışında pek bir
şey kalmadığını anımsatır. Bu derece zavallılaşan insanlık için belki de
artık her şeyin çok geç olduğunu söylemeye uğraşır.
"Bir çeşit protesto yapıyorlar. Bağırıp çağırıyorlar işte. Sadece
bir avuç gösterici, silahları yok," dedi. Silahımın omzumda iyi
desteklediğime emin oldum, arpacıktan bir göstericinin vücuduna nişan aldım.
Derin bir nefes alarak, yavaşça bir gözümü kapattım; sağ gözümü, nefes
vererek açtım ve bir el ateş ettim. Merminin göstericinin göğsünün ortasına
çarpmasını izledim. Denizcilerim bağırıyordu: "Gelin, korkaklar.
Savaşmak mı istiyorsunuz?" Hemen yeni bir hedef, çömelmiş kaçacak delik
arayan başka bir Iraklı'yı seçtim. Çabucak kafasına nişan aldım, derin bir
nefes çektim, verdim ve kafasına bir kurşun yolladım. Bir kafa: Güm! Diğer
bir kafa: Güm! Tam ortadan: Güm! Bir tane daha: Güm! Göstericilerin
bedenlerinin hareketsiz kaldığını fark edene dek böyle devam ettim.
Kitaptan
|
|