| |
 |
Fön, röfle,
Fransız manikürü
Bu şeytan
ücgeni kader mi? Tifoya çare bulan insanlık kadınlar arası rekabetle baş
edemez mi?
Ayşe DÜZKAN Geçtiğimiz
yüzyılın son çeyreği, kadınların hayatında önemli değişimlere sahne oldu,
kadınlar artan bir hız ve ivmeyle toplumsal hayatın daha önce yer
almadıkları bölümlerini kuşattılar, cinselliklerini yaşama, en azından
tanımlama konusunda büyük adımlar attılar. Daha sade bir biçimde edersek,
parlamentodan rock müziğe, edebiyattan felsefeye kadar akla gelen ve
gelmeyen birçok alanda artık kadınların da adına, rengine ve yaratıcılığına
rastlanıyor. Bu bir yana, dünya üzerinde git gide daha fazla kadın bir
erkekle sevişmek için evlenmeyi beklemiyor, git gide daha fazla kadın ömrünü
bir erkekle geçirmeyi planlamıyor, klitorisin üzerindeki sır perdesi kalktı
ve kadınlar gerek erkeklere gerekse hemcinslerine duydukları cinsel arzu
konusunda daha az mahcubiyet duyar hale geldiler. |
|
| |
Toplumsal
hayatımız açısından bir devrim sayılabilecek bu değişimleri, biraz gelişen
kapitalizmin iş gücü ihtiyacına, biraz doğum kontrol tekniklerine ve tabii
en önemlisi kadın kurtuluş hareketine borçluyuz.
Ama bir
yandan da yeni yüzyıl kadınları her dönemkinden daha geniş bir sorumluluk
silsilesiyle karşıladı. Hayatımıza giren, hatta çöreklenen klişeyle, artık
sadece çocuk değil kariyer de yapmak zorunda kadınlar. Sadece gençken değil,
her yaşta çekici olmalılar; özellikle orta sınıflar için, çocuk eğitimi git
gide daha karmaşık bir hal hatta bir uzmanlık alanı olmakla kalmadı, her
zamankinden daha fazla kadınların omzuna yıkıldı. Öte yandan, çekirdek aile,
anne baba ve çocuktan anne ve çocuğa doğru evrildi. Git gide daha fazla
kadın, eş değiştirme hakkını, çocuklarını ihmal etme hakkına doğru
genişleten erkekler sayesinde tek başlarına çocuk büyütmek zorunda
kalıyorlar. Ve böyle yırtıcı bir dünyada ayakta kalabilmek acımasız bir
rekabet gerektiriyor.
Şunu hemen
hatırlatalım, hayatın bir yarışma haline geldiği canımızın içi, gözümüzün
bebeği medeni dünyamızda rekabet sadece kadınlara özgür bir durum değildir.
Aşk söz konusu olduğunda erkekler de rekabet ediyor birbirleriyle. Ama kadın
nüfusun ciddi bir bölümü ücretsiz çalışıyor, daha ciddi bir bölümü ev
kadınlığı yapmak zorunda. Fahişelerden fotomodellere birçok kadın
hayatlarını güzellikleri sayesinde kazanıyorlar. Bütün bunları
düşündüğümüzde kadınlığın basbayağı bir meslek olduğunu da görebiliyoruz.
Yani sadece kadınlar arası rekabetin değil kadınlığın alanı da erkeklikten
daha geniş.
Bir derdi
tahlil etmek, neden kaynaklandığını, kime yaradığını, nasıl sonuçları
olduğunu anlama o beladan kurtulmanın ilk adımı. İşte Saç Saça Baş Başa,
Batılı ve şehirli kadınların rekabetle örülmüş hayatını, somut, gündelik
örneklerle tahlil ediyor, irdeliyor ve zaman zaman çözümler öneriyor. Leora
Tanenbaum, Seventeen' den The Nation' a kadar çok farklı dertlerden azade
olmayan bir kadın olduğunu anlatarak başlamış işe. Feministlere çirkin ve
bakımsız olmanın yakıştırıldığını bilirsiniz, o yüzden böyle bir kitapta,
"Tarağı, cımbızı bir kenara bırakın" şeklinde öneriler görüp rahat rahat
dalgalarını geçmeyi umanlar çoktur. Ama Tanenbaum' un kitabı böyle değil.
Derdinin ruj sürmekle değil hayatını ruj sürmeye adamakla ilgili olduğunu
gayet açık bir biçimde anlatmış. Kitabın sadece görünümle ilgili olduğunu
sanmayın, iş hayatı, siyaset ve sporda kadınların gerçekleştirebildikleri ve
"diğer kadın" la ilgili kısımlar da çok öğretici ve ayratıcı. Zaman zaman
sırf sizden daha zayıf diye bir kadından hoşlanmadığınızı hissediyorsanız ya
da kadın yöneticinizin azarı erkek yöneticininkinden daha ağır geliyorsa Saç
Saça Baş Başa size çok iyi gelecek....
|
|