Anasayfa  I  Hakkımızda  I  İletişim         

 
  Kitaplar
 
  Yayına Hazırlanan
  Kitaplar
 
  Okuma Odası
  Yazarlar
  Çevirmenler

 

  Akıntıya Karşı Walter Benjamin

08.02.2008  Semih Gümüş

 
  Benjamin'in çıkış noktalarından 'mağlupların bakış açısı' kavramı, düşünce dünyamızda derinleşmelere yol açabilir. İçselleştirilmiş bu kavram, tarihte yaşananların kefaretinin ödenmesini gerektirir...  
  "Oysa Benjamin sözlere karşı
şiddet uygulamaktan kaçınırdı..."
T. W. Adorno


Günümüzde Marksizm içinde düşünenlerin ortodoks ve dogmatik anlayışlardan büsbütün kopanları arasında iki adın apayrı yeri var: Antonio Gramsci ile Walter Benjamin. Gramsci'nin geleneksel Marksizmle ilişkisi derin bir dalga boyunca oluşan gelgit içinde devinirken ve siyasal bileşkelere bağlanmadan değerlendirilmesi olanaksızken, Walter Benjamin tamamıyla bağımsız bir düşünür olarak öne çıkıyor ve felsefeden sanat ve edebiyatın yaratıcılık alanlarına uzanan bir çevrende sözü gitgide daha çok dinleniyor.
MichaÎl Löwy'nin Walter Benjamin'in "Tarih Kavramı Üzerine" tezleri üstüne yazdığı Walter Benjamin: Yangın Alarmı adlı kitabı, düşünce hayatımızı bugün de derinden etkilemeyi sürdüren bir düşünürün özgün bir yorum alanı içinde oluşturduğu tarih kavrayışını irdelerken kendi düşünme biçimimizi de sürekli sorgulamaya çağırıyor.
Walter Benjamin'in daha kırk dokuz yaşındayken Gestapo'nun eline düşmemek için canına kıymış olması da etkiliyor bizi; bunu zamanımızın unutulmaz trajedilerinden biri olarak okudukça Benjamin gözümüzde daha büyüyor, çünkü Marksizm çevresinde bu denli aydınlık ve bağımsız düşünürlerin sayısının hiç de çok olmadığı bir dönemde, belki sağlam bir aykırı duruş nirengisi de onunla birlikte yitirilmiş oldu. Susan Sontag "son entelektüel" derken ona, sonrakileri görmezden gelmiyor, ama özgünlüğüne ve kendi sonunu alçakgönüllü yaşama biçimine bakarak entelektüeller arasında daha ötesini görmediğini anlatmak istiyor.
"Tarih Kavramı Üzerine", düşüncenin kısa bir metin içinde son kertede yoğunlaştırıldığında açığa çıkarabileceği enerjinin ne denli yüksek bir katsayısı olabileceğini örnekler. Benjamin'inki verilmiş tarih kavrayışlarına karşı yıkıcı davranan, ama kendisi kuruculuğa aday olmayan, siyasal otoritelere bağlanan düşünceler yaratmak yerine bağımsız duruşun erdemine inanan yorumlama biçimiyle de değerlidir.
Walter Benjamin en özgün ve dramatik sonuçları bakımından en etkileyici düşüncelerini Marksizmin kaçınılmaz dogmalarına karşı yeni yorumlar getirirken oluşturmuş. Sözgelimi tarihse konumuz, herhalde yanında bir an bile duramayacağı determinist dogmalar yerine, kurtuluşun kapitalizmin insanlığı yok oluşa götüren gelişiminin durdurulmasıyla sağlanacağına ilişkin düşüncesi biriciklik taşır. Bunu bu denli sağlam bir gerekçeye kavuşturan ilk düşünürdür Benjamin. Adorno'ya yazdığı mektupta, "Bizim görme biçimimizle pozitivizmin kalıntıları arasında telafi edilemez bir kopuş yaratmak"tan söz eder ki, onun, kaba Marksizmin elinden bırakmadığı çakaralmazlar arasında her fırsatta sandıktan çıkarılan pozitivizme gördüğü yerde müdahale etme refleksinden öğrenecek çok şey vardır.
MichaÎl Löwy, Walter Benjamin: Yangın Alarmıadını verdiği bu küçük, ama derinliğinin iyi tartılması gereken kitabında, Benjamin'in "tarih kavramının evrenselliğini ve güncelliğini ortaya çıkarma"ya çalışırken çağdaş Latin Amerika'da yaşanan yeni deneyimlere de göndermeler yapıyor: sanırım Benjamin ile arasındaki romantik değer ilişkisini de böylece tamamlıyor.

Mağlupların bakış açısı
Walter Benjamin'in tarih tezlerindeki başlıca çıkış noktalarından "mağlupların bakış açısı" kavramı, düşünce dünyamızda bugün de umulmadık derinleşmelere yol açabilir. Tarih tezlerinin her satırında içselleştirilmiş "mağlupların bakış açısı", her şeyden önce tarihte yaşananların kefaretinin ödenmesini gerektirir. Kefaretinse, tinsel anlamı büyük, ama somut sonuçları belirsiz.
Benjamin'e göre mağlupların ödedikleri bedelin kefareti için onların amaçlarının yerine getirilmesi gerekir. Belki bin yıl gerçekleşmesi olanaksız bir düş bu ya da yalnızca ideal, tasarım... ama tarih düşüncesi içindeki özgül ağırlığı da mağlupların kazanımları arasına yazılır. Öte yandan, bunun da Benjamin'e uygun bir yorum olmadığını belirtmek gerekir, çünkü onun bütün yazdıklarında yaşayan kuşaklar adına geçmişin kuşaklarının yorumlanması vardır da, gelecek kuşaklar için savaşım tasarıları kurmak yoktur. Kefaretin yaşayan kuşaklara ödenmesinin olanaksızlığını bilerek bu düşünceden vazgeçmemesi, onun somut savaşım ile felsefi düşünce arasında dolaysız bir ilişki bulunduğu öngörüsünü, düşüncenin savaşımın somut alanı olarak yaşanması gerektiğine inancını gösterir. Benjamin, "Bugün geçmişi aydınlatır ve aydınlanmış geçmiş şimdiki zamanda bir güç halini alır," diye yazarken, tarihi gelecek tasarımlarından soyutlanmış bir bugün-geçmiş ilişkisi içinde anlamaya yatkındır.
Dolayısıyla kefaret, "III. Tez"de şimdiki kuşakların geçmişte yaşananlar için ödemesi gereken bir bedel olarak anlatılır, ama "ancak kurtulmuş bir insanlık geçmişine eksiksiz biçimde sahip çıkabilir". Tarihe ayıklayıcı olmadan, acıların en sıradan olanını bile atlamadan sahip çıkmaktır asıl olan. İnsanlığın yaşadığı acılara tanıklık eden bütün yazarlar da kendi seçtikleriyle tarihin yazıcıları arasında yer alır.
Benjamin'in devrimci bir entelektüel oluşu, kendinden özveride bulunmayı yaşam biçimine dönüştürmüştür onda. Tarihi mağlupların tarihi olarak anlamaya çalışmak, bugün yaşayanların kendilerinden sonra gelecek olanlardan kazandıkları zaferler için minnettarlık duymalarını değil, mağlubiyetlerini hatırlamalarını bekler. Benjaminci tarih kavrayışı budur.
 

Tarihte sınıfların ve düşüncenin rolü
Sınıf savaşımını tarihin yapıcıları arasında sayan tezlerden "IV. Tez", kapitalizmin ve üretici güçlerin gelişmesinin ve üretim biçimlerinin ileri doğru değişiminin değil, çıplak biçimde ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasındaki sınıf savaşımının tarihin yapıcısı olduğunu belirtir.
Bu geçmişe dönük tarih kavrayışı Benjaminci tarih kavramı'nın temel taşlarındandır ki, "V. Tez" de, "Tarihin hakiki yüzü dörtnala uzaklaşmaktadır. Geçmiş, kendisinin tanınmasına izin verdiği anda bir daha görülmeyecek bir ışık saçan bir imge gibi akılda tutuluyor ancak," diye başlar.
Geçmişin ışık saçan imgesi, tarihçinin bugüne taşıdığı, dolayısıyla kendi yorumlarınca aydınlattığı parıltı tarihten süzülüp alınansa, bir de bırakılan var, unutulan, unutulmak istenen. Gelgelelim, ne Benjamin, ne Marx, ne de başka herhangi bir tarihçinin aydınlattığı kesit tarihin bize gerçekten bırakmaya hazır omduğu kalıtın bütününü içerir. Benjamin de kendi tarihini ortaya çıkarıyor. "V. Tez"in başında, "Geçmişi tarihsel olarak eklemlemek, onu 'nasıl olduysa öyle' tanımaktan çok, bir tehlike ânında parlayan bir anının efendisi olmaktır," diye yazar. Geçmişin belleği olmadan gelecek için savaşım olmaz, düşüncesini sonuna dek korur. Elbette hiçbir tarihçi efendisi olduğu anılarının tarihin tek parıltısı olduğunu öne süremez. Birbirine yakın bakış açıları ve tarih anlayışları arasında da değişen kırılmalarla yansır tarihin ışığı.
Walter Benjamin'in İkinci Dünya Savaşı'nın kıyımını yaşamadan yazdığı "Tarih Kavramı Üzerine", onun yorum alanını zenginleştirecek bir felaketin tanığı olamamanın eksikliğini taşırken, tarihe bu denli somut bir müdahaleye tanık olmaksızın sınıf savaşımı, tarihsel değişim ve Marksizm konularında özgünlüğünü soyutlamaya çalışmanın üstünlüğünü de taşır. Şimdi Benjamin'in yazdıklarına dönüp bakınca, sözgelimi Türkiye'de Batı'ya eklemlenme sürecinin bu aşamasında faşizmin askeri darbeler yoluyla gelişinin olanaksızlığı üstüne yapılan iyimser yorumların bir ayağının eksik olduğu da görülebilir. Yirmi birinci yüzyılda kendine eskil dayanaklar bulma konusunda Türkiye gibi demokrasi eğiliminin güçsüz, otoriter devlet anlayışının çok güçlü olduğu ülkelerde faşizmin hâlâ şanslı olduğunu yadsımak, gözlerini dünyaya kapamak gibi düşünülebilir.
Walter Benjamin, "akıntıya karşı yüzmeye cüret eden" eleştirel tarihçi imgesinin kendinde somutlandığını düşünmemiştir. Ne ki, akıntıya karşı yüzme deyimi, günlük hayatın dilinde kendi yatağı içinde kullanılır. Anlaşılması gereken, kapitalizmin akıntısına karşı olmak değildir sözgelimi. Benjamin için sol ve Marksizm içinde kürekleri akıntıya karşı çekmektir entelektüel tutum. Parti aygıtının buyurgan anlayışından bağımsız düşünebilmek; sosyalizmin devlet modelinin bürokratik otoritesine karşı çıkabilmek; tek boyutlu bir düşünce biçimi olarak kabul edilen Marksizm içinde özgün bir yorum alanı açabilmek: Walter Benjamin buydu.
MichaÎl Löwy, "Bu bakış açısından Benjamin'in 1939-1940'ta Marksizm alanında işgal ettiği konum, daha önce görülmedik, eşsiz ve benzersizdir. Yalıtılmış bir durumda bulunan Benjamin'in görüşleri, kendi zamanına göre fazla ilerdedir," sözleriyle hiç kuşku yok ki aynı zamanda tutkuyla saptıyor Benjamin'i. Ezilenlerin zamanı durdurmak için duvar saatlerine ateş ettiği zamanlarla şimdiki zamanlar arasındaki ayrım, Walter Benjamin'in yaratıcı düşünme biçiminin değerini çoğaltıyor.

 

 
 

 

 

 
 

Caferağa Mh. Albay Faik Sözdener Sk. Benson İş Merkezi 21/2 Kadıköy İSTANBUL

Tel: +90 216 418 27 02  Faks: +90 216 414 34 42  E-posta: versuskitap@versuskitap.com